28 Eylül 2010 Salı

Bavyera usulü çilekli puding

Bilmecelerde çekirdeği dışarıda olan tek meyve nedir? diye sorulduğunda cevap olarak "çilek" deriz. Kendine has kokusuyla ve lezzetiyle en çok yenilen ve sağlık deposu olan çilek, bin bir derdin ilacı muhteşem bir meyvedir. Zamane hastalığı olan kanserle mücadelede de oldukça etkili olduğu söyleniyor.

C vitamini deposu olan çileğin faydaları saymakla bitmez. Günümüzde, sadece mutfakların değil kozmetik ürünlerinde olmazsa olmazları arasına girmiştir.

Oğlumun en çok sevdiği meyve olan çilek bizim mutfaktan hiç eksik olmaz. Özellikle çilekli sütünü içmeden uyumaz. Ayrıca dişlere çok iyi geldiği bir gerçek. Ortadan kesilmiş çilekle ovulan dişler beyazlamaktadır. Denemenizi tavsiye ederim.

Çilek zamanı geçmeden derdi annem. Oysa şimdi her mevsim yeniyor çilek. Bu mucizevi meyveden bol bol faydalanmak gerekir. Krema, pasta ve dondurmalarla içli dışlı olan bu meyveden her şekilde yararlanabiliriz. Bu çeşitlerden sadece biri olan Bavyera usulü çilekli pudingin tatlı yaz günlerinin favorisi olacağını düşünüyorum.

BAVYERA USULÜ ÇİLEKLİ PUDİNG (6 kişilik)

Malzemeler:
500 gr. kokulu çilek
2 su bardağı kremşanti
4 çay bardağı pudra şekeri
1 paket çilekli jöle
Yarım su bardağı sıcak su
Yarım limon suyu
3 çorba kaşığı çilek likörü

Yapılışı:
Jöleyi yarım su bardağı sıcak suda eritelim. Çilekleri yıkayıp kağıt peçete üzerine alarak suyunu alalım. Çileklerin 4-5 tanesini süslemek için ayıralım. Kalan çilekleri ayıklayıp püre haline getirelim.Yarım su bardağı çilek püresini sonradan kullanmak üzere ayıralım. Kalanını bir kaseye boşaltalım. Şeker likör ve yarım limon suyunu ilave edelim. Şeker eriyene dek karıştıralım. Ayırdığımız püreyi küçük bir tencereye boşaltıp kısık ateşte ısıtalım. Ilık jöleyi ilave edip karıştıralım. Çilekli püreye azar azar dökerek sık sık karıştıralım. Krema koyulaşmaya başlayınca kremşantiyi ekleyelim. Yağlanmış ortası delik teflon kalıba pudingi dökelim.Buzdolabında 10 saat kadar bekletelim. Pudingin kolayca dağılmadan çıkması için kalıbı sıcak suya batırıp 30saniye kadar bekletelim. Servis tabağına ters çevirelim. Ayırdığımız çileklerle süsleyip servis yapalım.


Afiyet olsun!

26 Ağustos 2010 Perşembe

Tatlı Lezzetler: Salatalık ve Domates reçeli

Kahvaltılarımızın baş tacı reçeller dünyasında, bin bir çeşit tat bulmak mümkün.
Her mevsimin kendine has değişik lezzetlerindeki meyveleri saklamak ve zamanı geçtikten sonra sofralarımızda bulundurmak eski zamanlardan günümüze kadar gelmiştir.

Günümüzde ne kadar her mevsim her meyveyi manavlarda gör sekte zamanında çıkan meyvelerin tadı daha bir lezzetli oluyor. Daha da sağlıklı oluyor.

Önceleri öylemi idi. Zamanı olmayan, tezgahlar da yer edinmeyen meyveleri yemeyi özlerdik. Mevsimi gelse de yesek derdik. Şimdi ise her türlü meyveyi de sebzeyi de zamanlı zamansız görebiliyoruz.
Her türlü meyvelerden ve sebzelerden farklı tatlar çıkardığımız gibi farklı malzemelerden değişik reçellerde yapabiliriz.

Tatlı lezzetler dünyasının üyesi olan reçellerin ve marmelatların yapılışı üstelik çok kolay.
Özellikle çocuklarımıza kahvaltıyı sevdiren ve besin değeri yüksek en masum tatlı olan reçellerden birkaç çeşit yapmak için haydi mutfağa girelim önlükleri takalım.

SALATALIK REÇELİ
800 gr salatalık
1kg toz şeker
3-4 adet ıtır çiçeği yaprağı
2 adet karanfil
5 su bardağı su
1 adet limonun suyu
Salatalıkların kabuklarını soyup minik parçalar halinde doğrayın. Toz şeker ve suyu iyice kaynatın. Şerbet koyulaşmaya başlayınca, doğradığınız salatalıkları, ince kıyılmış ıtır yapraklarını ve karanfili ilave edin. 15-20 dakika pişirip, limon suyunu ekleyin. 4-5 dakika daha kaynatıp ocaktan alın. Ilıtıp cam kavanozlara aktarın. iyice soğuduktan sonra ağzını iyice kapatın.

KİRAZ DOMATES REÇELİ
700 gr kiraz domates

1kg şeker
1 tatlı kaşığı susam
5 su bardağı su
Yarım limon suyu
Kiraz domateslerin alt kısımlarını bıçakla hafifçe çizin.
Elinizle sıkarak suyunu ve çekirdeklerini çıkarın.
Susamı yapışmaz yüzeyli tavaya alın. Sürekli karıştırarak rengi dönene kadar kavurun. Tozşeker ve suyu kaynatın. Şerbet koyulaşmaya başlayınca kiraz domatesleri ve susamı tencereye ekleyin.15-20 dakika kaynatıp limon suyunu katın.4-5 dakika daha kaynatıp ocaktan alın. Soğuyunca cam bir kavanoza aktarın. Tamamen soğuduğunda kapağını kapatın.
Afiyet olsun!

Reçel yaparken dikkat etmemiz gerekenler..
Reçel yapmak için kullandığımız meyvelerin aynı büyüklükte olmasına dikkat edelim.
Reçeli ocaktan almadan hemen önce limonu ilave edelim.
Limonu ilave ettikten sonra fazla kaynatmadan ocaktan alalım.
Reçelin kıvamının tutup tutmadığını anlamak için birkaç deney yaparak anlayabiliriz.
Mesela kaynayan reçelden bir damla tırnağımıza damlatarak dağılmadığını gördüğümüzde kıvamının tutmuş olduğunu anlarız.
Ya da su dolu kabın içine bir damla damlatarak şekli hiç bozulmadan kabın dibine iniyorsa yine kıvamı tutmuş demektir.
Kahvaltı sofralarınızdan reçeliniz eksik olmasın.
Afiyet olsun.

11 Haziran 2010 Cuma

Kamile'nin anısına

Sevgili Kamile’nin aramızdan ayrılışının ilk günü…

Evde hayvan besleme konusunda hep tereddütlerim oldu. Temizlik ya da bakım açısından değil, hayvanlar ölürse oğlum ne yapardı! Dahası ben bu durumu ona nasıl açıklardım? Oğlumun hayvanlara olan tutkusu bu kaygımı her zaman yendi. Çünkü, hayvanlarla aynı dili konuşan bir çocuğum var. Bunun yaratıcı tarafından ona verilen bir armağan olduğuna inanıyorum artık. Solucanlara bayılıyor. Daha geçenlerde bombus arıları yakalamak için bir makine tasarladı. Amacı arıları daha yakından tanımak. Bir kelebeğin peşinde bir gün geçirebiliyor ve bu onu hiç sıkmıyor. Babasıyla sabahın beşinde kalkıp büyük bir keyifle balığa gidiyor. Değme balıkçılardan daha sabırlı ve usta. Armağan olarak kendisine olta takımı istiyor. Oğlum sayesinde bilmediğim hayvanları öğrendim. Lemur, Merkat ve niceleri… Meraklı Minik ve Bilim Çocuk’taki hayvanlarla ilgili sayfaları okuduğumuzda kendinden geçiyor. Daha geçen gün “toprağa neden ana dendiğini biliyorum. Çünkü, o hepimizi sarıyor” dedi. Gözlerim yaşardı.

Oğlumun hayvanları çok sevmesinde babasının payı çok büyük. Doğayla bütünleşik bir yaşamı var eşimin. Bu durum hepimizin yaşantısını etkiliyor. O yüzdene vimiz küçük bir hayvanat bahçesi gibi. Boncuk (muhabbet kuşu!), adını bilmediğimce çok balıklarımız, bahçede Mırmır, Kırçıl ve Gırgır (sokak kedileri!), pencere önünde güvercinlerimiz… Derken yılbaşında aramıza Kamile katıldı. Yakın bir aile dostumuz Ilgaz’a bir kaplumbağa hediye etti. Ezgi ablasının hediyesi kaplumbağaya Kamile adını taktı oğlum. Ilgaz her gün Kamile’yi özenle besliyor, suyunu değiştiriyor ve kabuk vitamini ile temizliyordu. Günler böylece akıp gitti derken…

Dün akşam eve geldiğimizde Kamile hareket etmiyordu. Dokundu ona Ilgaz, şarkı söyledi, ama Kamile hiç hareket etmedi. Kamile ölmüştü! Hepimiz çok üzüldük. Özellikle Cevat Ilgaz ‘ı teselli etmek çok güçtü. Sürekli ağlıyor zamansız aramızdan ayrılan kaplumbağasının yasını tutuyordu. Bu arada da onunla daha fazla ilgilenmeliydim diyerek kendisine sitem ediyordu. Neyse ki bu gün okuldan dönerken kaldırımın kenarına yapışmış dört adet salyangozu anımsadım birden. Ilgaz onları sürekli yanında taşıdığı araştırma poşetinin içine koymuştu ve evimize getirmiştik. Salyangozlar dedim ona. Hemen koştuk, araştırma poşetini açtık, oradaydılar. Hemen salyangozları saksıdaki çiçeğin yapraklarının üzerine koydu. Artık dört tane salyangozumuz olmuştu. Ailemize yeni katılan bu salyangozlar Kamile’nin acısını biraz olsun hafifletmişti. Bu arada Kamileye veda töreni yapmak için kolları sıvadık. Büyük bir özenle saksının içine gömdük ailecek Kamile’yi. Sonra “anneciğim ben bir mektup yazmak istiyorum” dedi. “Tabii ki” dedim. “Ama ben yazmayı bilmiyorum, ben söylesem sen yazar mısın?” dedi. “Neden olmasın” dedim ve yazmaya başladım.Cevat Ilgaz söylüyor ben yazıyorum.

“Kaplumbağaya! Kaplumbağacık… Seni ben çok seviyorum. Ayrıca, ben senin ölmeni hiç istememiştim. Öyle üzüldüm ki her an ağlayabilirim. Ama biliyorum ki bütün ölenler kalbimizde yaşar. O yüzden senin ölmene anlam veremiyorum. Neden? Neden? Sen öldün kaplumbağacık. Eğer ben bir gün büyüyüp de yaşlanırsam ölünce belki seninle cennette buluşuruz. Bütün birbirlerini sevenler gibi. Seni hiç unutmayacağım.”

Mektubun arkasına ve kalan her boş yerlerine kalp ve kaplumbağa resimleri yaptık. Daha sonra mektubumuzu kaplumbağamız Kamile’ yi gömdüğümüz saksının üstüne koyduk.

O gün kaplumbağamızın anısına kalıplarla kesilmiş kaplumbağa şekilli kurabiye yapıp komşularımıza dağıttık ruhuna gitsin diye. Kaplumbağa Kamile Kurabiyesi tarihe geçti böylece…


Kaplumbağa Kamile Kurabiyesi

Malzemeler:
4 su bardağı un(400gr)
1 su bardağı pudra şekeri(140gr)
1paket vanilya
250gr oda sıcaklığında yumuşamış margarin
2 yumurta sarısı

Yapılışı:
Un, pudra şekeri ve vanilya derin çırpma kabına konup kaşık ile karıştırılır.
Margarin ve yumurta sarıları ilave edilip mikser ile 2-3 dakika çırpılır. Kulak memesi gibi yumuşak bir hal alıncaya kadar hamur yoğrulur. Daha sonra üzeri kapatılıp buzdolabında 1 saat dinlendirilir. Süre sonunda hamur merdane ile 2-3mm kalınlığında açıp kurabiye kalıplarıyla kesilir. Pişirme kağıdı serilmiş tepsiye dizilir. 170 dereceli önceden ısıtılmış fırında pembeleşene kadar pişirilir.

Afiyet olsun!


1 Mart 2010 Pazartesi

Harnup / keçiboynuzu pekmezli kurabiye

Harnup.. Yani bildiğimiz keçiboynuzu. Sosyetik kadınların selülit kremlerinin ham maddesi. Akdeniz'in sihirli meyvesi. Çuvalı 1YTL! Okul kantinlerinin değişmezi. Diş kıran! Kafa yaran.. Bildiniz değil mi?

Çocukluğumda keçiboynuzunu hiç sevmezdim. Çocuk zamanlar işte. Serde neler var neler.. O yıllarda eskiciler vardı bilir misiniz? Hani mahalle aralarında dolaşıp eskiler alıp, aldıklarının karşılığında yeniler veren satıcalar. Hiç anlamadığım bir alış-veriş türü. Aldığı eskileri ne yapardı bu adamlar..

"Eskici" diye bağırırlardı. Yanlarında gezdirdikleri eşeklerin eğerlerinde keçiboynuzu, leblebi tozu taşırlardı. Eşeklerin üzerinde plastik leğenler, kovalar, mandallar olurdu. İşte o yıllarda öğrendim ben eskinin de bir kalitesi olduğunu. Eskici değer biçerdi verilenlere..Elindeki eşya kiminmiş, nasıl kullanılmış düşünmeden değer biçerdi.. Gözünün tutmadığı eşyalara keçiboynuzu verirdi. Baktı ki iş yok keçiboynuzu bile çok gelir, leblebi tozu ile hesap kesilirdi..Eskiler alıyorum eskiler..Yerine neler veriyorum neler?

Annem bir sabah evdeki fazlalıklardan kurtulmak için uğraşıyordu. O sırada bizim kara eşekli eskici bütün mahalleyi "Eskici!" diye inletmeye başladı. Bizim eskiler ancak leblebi tozu ederdi diye düşünüyordun. Ben çok severdim leblebi tozunu. Başkalarının değer vermediği o leblebi tozu benim ağzımın tadı, günümün neşesiydi. Avucuma doldurur hepsini bir kerede ağzıma tıkardım. Birde toz boğazıma gittim mi öksür babam öksür.. Gözümden yaş gelirdi boğazıma takılan leblebi tozunu çıkarana kadar. Onun tadı bambaşka olurdu. Ama o gün bizim eskiler on tane keçi boynuzu etti . Tüh! Eskici, kara eşeğin heybesinden tam on tane keçiboynuzu çıkardı. Ben "Yemem ne yapıyım, istemem" dedim. Eskici şaşkın bir şekilde yüzüme baktı "Ye güzeldir. Ballıdır. Faydalıdır" dedi. Ben ısrarla keçinin boynuzunu yemem dedim. Bizim eskici gülmeye başladı. "Bu senin bildiğin keçinin boynuzu değil. Ağaçta yetişen bir yemiş" dese de inandıramadı beni. Çocukluk işte! Çocukluğun en güzel yanı bu olsa gerek.. Küskün bir şekilde eve geldim.. Keçiboynuzlarını kardeşlerim yedi..Ben ağladım! Leblebi tozu yerine hıçkırıklar boğazıma kaçtı..

Aradan yıllar geçti. Anne oldum. Yeşilovacık'tayız. Oğlum hasta. İçim acıyor. Doktoruyla konuştuk ilaç söyledi.. Burası küçük yer ilaç yok.. Ismarladık ilçeden.. Akşama gelir dedi eczacı.. O sırada elinde bir kavanozla muhtarın karısı geldi. Bunu içir çocuğa dedi. Yeşilovacık beldesinin çocuklarının hepsinin derdinin çaresiymiş. Kavanoz da keçiboynuzu pekmezi vardı..

Mevsim sonunda olgunlaşan keçiboynuzlarını toplayıp kaynatılır pekmez yapılır. Öksürüğü olan çocuklara sabah, akşam bir tatlı kaşığı verilir. Çok mübarek bir nimet olarak bilinir keçiboynuzu yörük diyarlarında.. Yaradan'ın verdiği her nimet gibi çok faydalıdır ama. Buralarda keçiboynuzu başka.. Şifacının olmadığı yerde şifa! Keçiboynuzu pekmezi çok zahmetle elde edilir. Onun için de pek kıymetlidir. Tadına baktım zahmetli olan her şey güzeldir dedim. Benim ağzıma tad olan oğluma ilaç olsun dedim.. Akşama ilacı gelene kadar küçük ciğerleri inlemesin..

Bir kase keçi boynuzuna iki yemek kaşığı tahin kattım. Karıştırdım. Kıvamına gelince ekmeğe sürdüm. Oğluma yedirdim. Akşama ilaç geldi.. Ertesi gün oğlum iyileşti..İster plasebo deyin, ister gerçek ilaç.. O günden sonra keçiboynuzu mutfağımın ayrılmaz parçası oldu.. Aşağıdaki kurabiyeyi pişirin ve siz de keçiboynuzunun şifasını keşfedin.


MALZEMELER
1 yemek kaşığı tereyağı(oda sıcaklığında)
3 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu
3 yemek kaşığı kakao
6 yemek kaşığı süt
3 yemek kaşığı keçiboynuzu pekmezi

SÜSLEMEK İÇİN
80 gramlık siyah ve beyaz çikolata

YAPILIŞI
Bütün malzemeleri iyice karıştırın. Elde ettiğiniz hamura tavşan biçimi verin. Ardından küçük bir tencerenin içine su koyun. Bu tencerenin içine girebilecek başka bir ısıya dayanıklı kaba da siyah çikolata parçalarını koyun. Kapları iç içe yerleştirin ve kısık ateşte devamlı karıştırarak çikolatayı eritin. Erimiş çikolatayı bir fırça yardımıyla tavşanın gövde bölümüne sürün. Beyaz çikolatayı da aynı biçimde eritin ve onu da tavşanın baş bölümüne sürün.Beyaz çikolatayı damlatarak, tavşanın ayaklarını oluşturun.Son olarak havuç,portakal kabuğu, kuru üzüm gibi malzemelerden tavşanın gözlerini ve burnunu yapın. Bu tarifle başka figürler yapmayı da deneyebilirsiniz Afiyet, bal, şeker, kaymak olsun. Oğullar kızlar hiç hasta olmasın.



Bulgurlu tavuk sarması


Küresel ısınma sofraları vurdu! Sonunda bu da oldu. Bir pirincimiz vardı ondan da olduk. Yıllardır unuttuğumuz yağ ve tüp kuyruklarının yerini pirinç kuyruğu aldı. Siz hiç bir kilo pirinç için kuyrukta beklediniz mi?

Son bir aydır pirinç fiyatları tavan yaptı. Acaba enflasyon oranının hesaplanmasında pirinç kullanılan kalemlerden biri mi diye düşünüyorum? Geçtiğimiz hafta, Değirmenciler Derneği başkanı Turgay Yetiş pirinç fiyatlarındaki artışın tek sorumlusunun bakkal kültürümüzü yok eden büyük marketler olduğunu açıkladı. Çin'de, Kamboçya'da ve Güney Kore'deki pirinç fiyatlarındaki artışın nedeni de Türk marketler anlayacağınız:)) Turgay Yetiş, pirinç fiyatlarının düşmesi için protesto çağrısında bulundu. Pirinç bulamayan bulgur yesin!

Yıllar önce Ankara'nın Saman Pazarı semtinde at pazarı kurulurdu. Orada bakliyat satan dükkânlar, kalaycılar ve nalburcular olurdu. Ankara'nın tek pazarı, marketi, şimdinin alış veriş merkezi orasıydı. Günümüzde, pazar hala kurulmaktadır. Ama şimdilerde daha çok antika eşyaların satıldığı bir pazar görünümündedir. Ben çocukken babam maaşını alınca at pazarına giderdik. Pirincimizi, bulgurumuzu, fasulyemizi, mercimeğimizi çuvallarla alırdık. Kış gelmiş, mübarek Ramazan gelmiş diye tasalanmazdık.. Kilerimiz doldu olurdu karınca kararınca. O zamanlar evlerin kilerleri boş kalmazdı. Pirinçler serilir kurutulur ayıklanır yemek için hazırlanırdı. Bizim evin pirincini de sevgili babam ayıklardı. Allah rahmet eylesin! Özellikle, Ramazan'da oruçlu iken zaman geçirmek için pirinç ayıklama görevini kendine almıştı. İftardan iki saat önce başlardı ayıklamaya ki zaman çabuk geçsin diye. Her güne bir tepsi ayıklar, Ramazan'da bu işi bitiririm derdi. Damarlısı, kabuklusu, kırmızıçizgilisi derken pirincin kendisinden çok ayıklananı çıkardı.

Ramazan gecelerinin sahurunda sofraların vazgeçilmezi olurdu pilav. Hem tok tutar, hem de yapılması en kolay yemek olurdu. Başımızın tacıydı şimdi ise altın kadar kıymetli. Neyse ki bulgurumuz var. Ona sahip çıkalım! Ben şimdiden bulguru tavuğa sakladım. Tarifini veriyim, sizde deneyin afiyet olsun. Evinizde pirinciniz de bulgurunuz da bol olsun.

BULGURLU TAVUK SARMASI

(6 kişilik.)

Malzemeler:

6 adet tavuk pirzola
1 su bardağı pilavlık bulgur
1 su bardağı su
3 yemek kaşığı sıvı yağ
2 adet sivri biber
1 adet orta boy soğan
4 yemek kaşığı salça
Bir miktar makara ipi
Bir tutam tuz ve karabiber
Bir kâse rendelenmiş kaşar peyniri

Yapılışı:

Bir tencereye sıvı yağ konur. Soğanlar doğranıp pembeleşinceye kadar kavrulur. Sivri biberler ince ince doğranıp tencereye konur. Biraz kavrulduktan sonra 2 yemek kaşığı salça ilave edilir. Üzerine bulgur konup karıştırılır. Daha sonra su, tuz ve karabiber konup kısık ateşte pişirilir. Diğer tarafta tavuk pirzolalar dövülür. Pilavımız piştikten sonra bir kaşıkla pirzolanın içine koyup biraz yayılır. Daha sonra tavuğu sarıp ip ile bağlanır. Fırın tepsisine dizilir. Üzerine iki yemek kaşığı salçayı suda çözüp gezdirilir. Orta hararetli fırında kızarana dek pişirilir. İnmeye yakın üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serpilir .


Afiyet Olsun!

pastırmalı tavuk


Bu tarifin en güzel ve en lezzetli malzemesi pastırma. Kokusunda davet var. Pastırmanın suçu yok bütün kabahat çemende. Pastırmaya bütün lezzetini veren ve insanın iştahını açan kokusuyla iz bırakan pastırmayı, pastırma yapan tek suçlu: Çemen. Hiç kimsenin hayır diyemeyeceği bir lezzet. Her ne kadar kokusuyla bizlerde iz bıraksa da vazgeçemediğimiz bir lezzet olmakla kalmayıp, özel günlerde en şık masaların bir parçasıdır pastırma. Paçanga böreği mesela. Bir gün onu da pişiririz mutlaka.

Ramazanda sofralarımızın en kıymetlisi pastırma. Pazar sabahlarının kahvaltı sofrasında sucuğun olduğu kadar o da sahanda yumurtanın kader arkadaşıdır. Oğluma hamileliğimde tek aşerdiğim, canımın inanılmaz derecede istediği tek yiyecektir pastırma. Hiç unutmam kayınvalidemle bir gün Ulus'taki hale gitmiştik. Karnımı tekmeliyor oğlum. Önce anlamadım ne olduğunu sonra kokuya doğru yönelim pastırma. Anneeeeeeeeeeee dediğimi anımsıyorum. Hemen girdik dükkâna.. Annem hemen bana yedirdi birkaç dilim ama oğluma yetmedi. Aldığımız bir kilo daha eve gelmeden bitti. Oğlumda bayılır pastırmaya. Zaten o beğenisini daha karnımda ortaya koymuştu.

Pastırmayı sevdiğim kadar pastırma sıcaklarını da çok severim. Mevsim sonunda yazı biraz daha yaşamak beni çok mutlu ediyor. Nedense yazların bitmesini hiç istemiyorum. Belki de yaz çocuğu olduğum içindir. Her mevsimin bir güzelliği vardır mutlaka diyorum ve yemeğimi yapıyorum.

PASTIRMALI TAVUK

Malzemeler: ( 6 kişilik)

6 adet ince dövülmüş tavukgöğsü
12 adet pastırma
100 gr. Hardal
Bir kâse rendelenmiş kaşar peyniri
3 Yemek kaşığı salça
.
Yapılışı:

Tavukgöğüslerinin hepsini önce tezgâha serip üzerlerine hardal sürüyoruz
Daha sonra ikişer pastırmayı içine koyup rulo yapıyoruz
Fırın tepsisine diziyoruz.
Üzerine sulandırılmış salçayı gezdiriyoruz.
Hararetli fırında üstü kızarana dek pişiriyoruz.
İnmeye yakın kaşar serpiyoruz.

Afiyet olsun!

Annemin böreği

Bugün anneler günü. Annemin böreğini yapmak istedim bende. Hepimiz sofra kültürümüzü lezzet geleneklerimizi günümüze taşımakla uğraşmaktayız. Annelerimizin o erişilmez lezzetlerine ulaşmak çok zor. Anne eli başka.

Anne kelimesinin anlamı ve önemi hepimiz için büyüktür. Şu an bile anne kelimesini telaffuz etmek beni çok mutlu ediyor. Allah eksikliklerini göstermesin. Anne olmak o sorumluluğu taşımak hem çok güzel hem de çok zor. Anne olduğum zaman fark ettim ben "anne" kelimesinin anlamını. Anne: güven, şefkat, fedakarlık, sevgi demek. Anne demek yaşam, var oluş demek.

Bu özel bütün annelerimizin özellikle sevgili annemin ve kayınvalidemin anneler gününü kutluyorum. İyi ki sizin gibi annelerin evlatlarıyız. Çocukluğum söylediğim o şarkıyı bugün bana oğlum söylüyor

Gelin çiçek verelim
Yollarına serelim
Sevgi dolu türkülerle
Annelerimize verelim.


Ben de çocukluğumdan beri severek yediğim, en az annem kadar güzel yaptığım böreğimi sizler için yapıyorum.

Annemin Böreği

Malzemeler:
(6 kişilik)

3 yufka
1 çay bardağı sıvı yağ
300 gr. Kıyma
2 adet soğan
1 çay bardağı haşlanmış bulgur
2 yumurta
Yarım su bardağı galeta unu
Yarım demet maydanoz
Tuz, karabiber, kırmızı toz biber

Yapılışı:
Soğanları küçük küçük doğrayın
3 çorba kaşığı sıvı yağda pembeleştirin.
Kıymayı ekleyip suyunu çekinceye kadar kısık ateşte pişirin.
Maydanozu, bulguru, tuz karabiber ve kırmızı toz biberi ekleyip 2 dakika daha kavurun.
Tavayı ocaktan alın.
3 yufkayı üst üste yerleştirin.
8 eşit üçgen kesin.
Her üçgenin üstüne fırçayla sıvı yağ sürüp kıymalı ve bulgurlu harçtan birer çorba kaşığı
ilave edin.
Üçgen yufkaları iki parmak eninde gevşekçe sarın.
Yufkalar ve kıymalı harç bitene kadar işleme devam edin.
Hazırladığınız börekleri çırpılmış yumurtaya ve galeta ununa bulayın.
Yağlanmış fırın tepsisine dizin.
Önceden ısıtılmış 200 dereceye ayarlı fırında 30 dakika pişirin.
Servis tabaklarına paylaştırıp sıcak servis yapın.




Afiyet olsun!