1 Mart 2010 Pazartesi

Harnup / keçiboynuzu pekmezli kurabiye

Harnup.. Yani bildiğimiz keçiboynuzu. Sosyetik kadınların selülit kremlerinin ham maddesi. Akdeniz'in sihirli meyvesi. Çuvalı 1YTL! Okul kantinlerinin değişmezi. Diş kıran! Kafa yaran.. Bildiniz değil mi?

Çocukluğumda keçiboynuzunu hiç sevmezdim. Çocuk zamanlar işte. Serde neler var neler.. O yıllarda eskiciler vardı bilir misiniz? Hani mahalle aralarında dolaşıp eskiler alıp, aldıklarının karşılığında yeniler veren satıcalar. Hiç anlamadığım bir alış-veriş türü. Aldığı eskileri ne yapardı bu adamlar..

"Eskici" diye bağırırlardı. Yanlarında gezdirdikleri eşeklerin eğerlerinde keçiboynuzu, leblebi tozu taşırlardı. Eşeklerin üzerinde plastik leğenler, kovalar, mandallar olurdu. İşte o yıllarda öğrendim ben eskinin de bir kalitesi olduğunu. Eskici değer biçerdi verilenlere..Elindeki eşya kiminmiş, nasıl kullanılmış düşünmeden değer biçerdi.. Gözünün tutmadığı eşyalara keçiboynuzu verirdi. Baktı ki iş yok keçiboynuzu bile çok gelir, leblebi tozu ile hesap kesilirdi..Eskiler alıyorum eskiler..Yerine neler veriyorum neler?

Annem bir sabah evdeki fazlalıklardan kurtulmak için uğraşıyordu. O sırada bizim kara eşekli eskici bütün mahalleyi "Eskici!" diye inletmeye başladı. Bizim eskiler ancak leblebi tozu ederdi diye düşünüyordun. Ben çok severdim leblebi tozunu. Başkalarının değer vermediği o leblebi tozu benim ağzımın tadı, günümün neşesiydi. Avucuma doldurur hepsini bir kerede ağzıma tıkardım. Birde toz boğazıma gittim mi öksür babam öksür.. Gözümden yaş gelirdi boğazıma takılan leblebi tozunu çıkarana kadar. Onun tadı bambaşka olurdu. Ama o gün bizim eskiler on tane keçi boynuzu etti . Tüh! Eskici, kara eşeğin heybesinden tam on tane keçiboynuzu çıkardı. Ben "Yemem ne yapıyım, istemem" dedim. Eskici şaşkın bir şekilde yüzüme baktı "Ye güzeldir. Ballıdır. Faydalıdır" dedi. Ben ısrarla keçinin boynuzunu yemem dedim. Bizim eskici gülmeye başladı. "Bu senin bildiğin keçinin boynuzu değil. Ağaçta yetişen bir yemiş" dese de inandıramadı beni. Çocukluk işte! Çocukluğun en güzel yanı bu olsa gerek.. Küskün bir şekilde eve geldim.. Keçiboynuzlarını kardeşlerim yedi..Ben ağladım! Leblebi tozu yerine hıçkırıklar boğazıma kaçtı..

Aradan yıllar geçti. Anne oldum. Yeşilovacık'tayız. Oğlum hasta. İçim acıyor. Doktoruyla konuştuk ilaç söyledi.. Burası küçük yer ilaç yok.. Ismarladık ilçeden.. Akşama gelir dedi eczacı.. O sırada elinde bir kavanozla muhtarın karısı geldi. Bunu içir çocuğa dedi. Yeşilovacık beldesinin çocuklarının hepsinin derdinin çaresiymiş. Kavanoz da keçiboynuzu pekmezi vardı..

Mevsim sonunda olgunlaşan keçiboynuzlarını toplayıp kaynatılır pekmez yapılır. Öksürüğü olan çocuklara sabah, akşam bir tatlı kaşığı verilir. Çok mübarek bir nimet olarak bilinir keçiboynuzu yörük diyarlarında.. Yaradan'ın verdiği her nimet gibi çok faydalıdır ama. Buralarda keçiboynuzu başka.. Şifacının olmadığı yerde şifa! Keçiboynuzu pekmezi çok zahmetle elde edilir. Onun için de pek kıymetlidir. Tadına baktım zahmetli olan her şey güzeldir dedim. Benim ağzıma tad olan oğluma ilaç olsun dedim.. Akşama ilacı gelene kadar küçük ciğerleri inlemesin..

Bir kase keçi boynuzuna iki yemek kaşığı tahin kattım. Karıştırdım. Kıvamına gelince ekmeğe sürdüm. Oğluma yedirdim. Akşama ilaç geldi.. Ertesi gün oğlum iyileşti..İster plasebo deyin, ister gerçek ilaç.. O günden sonra keçiboynuzu mutfağımın ayrılmaz parçası oldu.. Aşağıdaki kurabiyeyi pişirin ve siz de keçiboynuzunun şifasını keşfedin.


MALZEMELER
1 yemek kaşığı tereyağı(oda sıcaklığında)
3 yemek kaşığı keçiboynuzu tozu
3 yemek kaşığı kakao
6 yemek kaşığı süt
3 yemek kaşığı keçiboynuzu pekmezi

SÜSLEMEK İÇİN
80 gramlık siyah ve beyaz çikolata

YAPILIŞI
Bütün malzemeleri iyice karıştırın. Elde ettiğiniz hamura tavşan biçimi verin. Ardından küçük bir tencerenin içine su koyun. Bu tencerenin içine girebilecek başka bir ısıya dayanıklı kaba da siyah çikolata parçalarını koyun. Kapları iç içe yerleştirin ve kısık ateşte devamlı karıştırarak çikolatayı eritin. Erimiş çikolatayı bir fırça yardımıyla tavşanın gövde bölümüne sürün. Beyaz çikolatayı da aynı biçimde eritin ve onu da tavşanın baş bölümüne sürün.Beyaz çikolatayı damlatarak, tavşanın ayaklarını oluşturun.Son olarak havuç,portakal kabuğu, kuru üzüm gibi malzemelerden tavşanın gözlerini ve burnunu yapın. Bu tarifle başka figürler yapmayı da deneyebilirsiniz Afiyet, bal, şeker, kaymak olsun. Oğullar kızlar hiç hasta olmasın.



Bulgurlu tavuk sarması


Küresel ısınma sofraları vurdu! Sonunda bu da oldu. Bir pirincimiz vardı ondan da olduk. Yıllardır unuttuğumuz yağ ve tüp kuyruklarının yerini pirinç kuyruğu aldı. Siz hiç bir kilo pirinç için kuyrukta beklediniz mi?

Son bir aydır pirinç fiyatları tavan yaptı. Acaba enflasyon oranının hesaplanmasında pirinç kullanılan kalemlerden biri mi diye düşünüyorum? Geçtiğimiz hafta, Değirmenciler Derneği başkanı Turgay Yetiş pirinç fiyatlarındaki artışın tek sorumlusunun bakkal kültürümüzü yok eden büyük marketler olduğunu açıkladı. Çin'de, Kamboçya'da ve Güney Kore'deki pirinç fiyatlarındaki artışın nedeni de Türk marketler anlayacağınız:)) Turgay Yetiş, pirinç fiyatlarının düşmesi için protesto çağrısında bulundu. Pirinç bulamayan bulgur yesin!

Yıllar önce Ankara'nın Saman Pazarı semtinde at pazarı kurulurdu. Orada bakliyat satan dükkânlar, kalaycılar ve nalburcular olurdu. Ankara'nın tek pazarı, marketi, şimdinin alış veriş merkezi orasıydı. Günümüzde, pazar hala kurulmaktadır. Ama şimdilerde daha çok antika eşyaların satıldığı bir pazar görünümündedir. Ben çocukken babam maaşını alınca at pazarına giderdik. Pirincimizi, bulgurumuzu, fasulyemizi, mercimeğimizi çuvallarla alırdık. Kış gelmiş, mübarek Ramazan gelmiş diye tasalanmazdık.. Kilerimiz doldu olurdu karınca kararınca. O zamanlar evlerin kilerleri boş kalmazdı. Pirinçler serilir kurutulur ayıklanır yemek için hazırlanırdı. Bizim evin pirincini de sevgili babam ayıklardı. Allah rahmet eylesin! Özellikle, Ramazan'da oruçlu iken zaman geçirmek için pirinç ayıklama görevini kendine almıştı. İftardan iki saat önce başlardı ayıklamaya ki zaman çabuk geçsin diye. Her güne bir tepsi ayıklar, Ramazan'da bu işi bitiririm derdi. Damarlısı, kabuklusu, kırmızıçizgilisi derken pirincin kendisinden çok ayıklananı çıkardı.

Ramazan gecelerinin sahurunda sofraların vazgeçilmezi olurdu pilav. Hem tok tutar, hem de yapılması en kolay yemek olurdu. Başımızın tacıydı şimdi ise altın kadar kıymetli. Neyse ki bulgurumuz var. Ona sahip çıkalım! Ben şimdiden bulguru tavuğa sakladım. Tarifini veriyim, sizde deneyin afiyet olsun. Evinizde pirinciniz de bulgurunuz da bol olsun.

BULGURLU TAVUK SARMASI

(6 kişilik.)

Malzemeler:

6 adet tavuk pirzola
1 su bardağı pilavlık bulgur
1 su bardağı su
3 yemek kaşığı sıvı yağ
2 adet sivri biber
1 adet orta boy soğan
4 yemek kaşığı salça
Bir miktar makara ipi
Bir tutam tuz ve karabiber
Bir kâse rendelenmiş kaşar peyniri

Yapılışı:

Bir tencereye sıvı yağ konur. Soğanlar doğranıp pembeleşinceye kadar kavrulur. Sivri biberler ince ince doğranıp tencereye konur. Biraz kavrulduktan sonra 2 yemek kaşığı salça ilave edilir. Üzerine bulgur konup karıştırılır. Daha sonra su, tuz ve karabiber konup kısık ateşte pişirilir. Diğer tarafta tavuk pirzolalar dövülür. Pilavımız piştikten sonra bir kaşıkla pirzolanın içine koyup biraz yayılır. Daha sonra tavuğu sarıp ip ile bağlanır. Fırın tepsisine dizilir. Üzerine iki yemek kaşığı salçayı suda çözüp gezdirilir. Orta hararetli fırında kızarana dek pişirilir. İnmeye yakın üzerine rendelenmiş kaşar peyniri serpilir .


Afiyet Olsun!

pastırmalı tavuk


Bu tarifin en güzel ve en lezzetli malzemesi pastırma. Kokusunda davet var. Pastırmanın suçu yok bütün kabahat çemende. Pastırmaya bütün lezzetini veren ve insanın iştahını açan kokusuyla iz bırakan pastırmayı, pastırma yapan tek suçlu: Çemen. Hiç kimsenin hayır diyemeyeceği bir lezzet. Her ne kadar kokusuyla bizlerde iz bıraksa da vazgeçemediğimiz bir lezzet olmakla kalmayıp, özel günlerde en şık masaların bir parçasıdır pastırma. Paçanga böreği mesela. Bir gün onu da pişiririz mutlaka.

Ramazanda sofralarımızın en kıymetlisi pastırma. Pazar sabahlarının kahvaltı sofrasında sucuğun olduğu kadar o da sahanda yumurtanın kader arkadaşıdır. Oğluma hamileliğimde tek aşerdiğim, canımın inanılmaz derecede istediği tek yiyecektir pastırma. Hiç unutmam kayınvalidemle bir gün Ulus'taki hale gitmiştik. Karnımı tekmeliyor oğlum. Önce anlamadım ne olduğunu sonra kokuya doğru yönelim pastırma. Anneeeeeeeeeeee dediğimi anımsıyorum. Hemen girdik dükkâna.. Annem hemen bana yedirdi birkaç dilim ama oğluma yetmedi. Aldığımız bir kilo daha eve gelmeden bitti. Oğlumda bayılır pastırmaya. Zaten o beğenisini daha karnımda ortaya koymuştu.

Pastırmayı sevdiğim kadar pastırma sıcaklarını da çok severim. Mevsim sonunda yazı biraz daha yaşamak beni çok mutlu ediyor. Nedense yazların bitmesini hiç istemiyorum. Belki de yaz çocuğu olduğum içindir. Her mevsimin bir güzelliği vardır mutlaka diyorum ve yemeğimi yapıyorum.

PASTIRMALI TAVUK

Malzemeler: ( 6 kişilik)

6 adet ince dövülmüş tavukgöğsü
12 adet pastırma
100 gr. Hardal
Bir kâse rendelenmiş kaşar peyniri
3 Yemek kaşığı salça
.
Yapılışı:

Tavukgöğüslerinin hepsini önce tezgâha serip üzerlerine hardal sürüyoruz
Daha sonra ikişer pastırmayı içine koyup rulo yapıyoruz
Fırın tepsisine diziyoruz.
Üzerine sulandırılmış salçayı gezdiriyoruz.
Hararetli fırında üstü kızarana dek pişiriyoruz.
İnmeye yakın kaşar serpiyoruz.

Afiyet olsun!

Annemin böreği

Bugün anneler günü. Annemin böreğini yapmak istedim bende. Hepimiz sofra kültürümüzü lezzet geleneklerimizi günümüze taşımakla uğraşmaktayız. Annelerimizin o erişilmez lezzetlerine ulaşmak çok zor. Anne eli başka.

Anne kelimesinin anlamı ve önemi hepimiz için büyüktür. Şu an bile anne kelimesini telaffuz etmek beni çok mutlu ediyor. Allah eksikliklerini göstermesin. Anne olmak o sorumluluğu taşımak hem çok güzel hem de çok zor. Anne olduğum zaman fark ettim ben "anne" kelimesinin anlamını. Anne: güven, şefkat, fedakarlık, sevgi demek. Anne demek yaşam, var oluş demek.

Bu özel bütün annelerimizin özellikle sevgili annemin ve kayınvalidemin anneler gününü kutluyorum. İyi ki sizin gibi annelerin evlatlarıyız. Çocukluğum söylediğim o şarkıyı bugün bana oğlum söylüyor

Gelin çiçek verelim
Yollarına serelim
Sevgi dolu türkülerle
Annelerimize verelim.


Ben de çocukluğumdan beri severek yediğim, en az annem kadar güzel yaptığım böreğimi sizler için yapıyorum.

Annemin Böreği

Malzemeler:
(6 kişilik)

3 yufka
1 çay bardağı sıvı yağ
300 gr. Kıyma
2 adet soğan
1 çay bardağı haşlanmış bulgur
2 yumurta
Yarım su bardağı galeta unu
Yarım demet maydanoz
Tuz, karabiber, kırmızı toz biber

Yapılışı:
Soğanları küçük küçük doğrayın
3 çorba kaşığı sıvı yağda pembeleştirin.
Kıymayı ekleyip suyunu çekinceye kadar kısık ateşte pişirin.
Maydanozu, bulguru, tuz karabiber ve kırmızı toz biberi ekleyip 2 dakika daha kavurun.
Tavayı ocaktan alın.
3 yufkayı üst üste yerleştirin.
8 eşit üçgen kesin.
Her üçgenin üstüne fırçayla sıvı yağ sürüp kıymalı ve bulgurlu harçtan birer çorba kaşığı
ilave edin.
Üçgen yufkaları iki parmak eninde gevşekçe sarın.
Yufkalar ve kıymalı harç bitene kadar işleme devam edin.
Hazırladığınız börekleri çırpılmış yumurtaya ve galeta ununa bulayın.
Yağlanmış fırın tepsisine dizin.
Önceden ısıtılmış 200 dereceye ayarlı fırında 30 dakika pişirin.
Servis tabaklarına paylaştırıp sıcak servis yapın.




Afiyet olsun!

Karpuz kabuğundan reçel yapmak


Yaz günlerini yaşadığımız şu günlerde herkesin soğuk bir karpuz olsa da yesek dediğini duyar gibi oluyorum. Özellikle doğranmadan dilimleyip suyunu akıtarak ısıra ısıra yemenin verdiği haz bir başka oluyor. Çocukluğumun en haylaz zamanlarında üzerime damlayan karpuz sularının bırakacağı izlere aldırmadan koca bir dilimi elime alıp yerdim. Karpuzun çekirdeklerini ise biriktirip, haylazlığımın bir parçası olarak hazırlardım.Nasıl mı? O zamanlar plastikten yapılmış bir parmak kalınlığında borular satılırdı renkli renkli. Kağıttan borunun içine girebilecek büyüklükte külahlar hazırlardım. İçlerine karpuz çekirdeklerini doldururdum. Daha sonra külahları bir bir balkonumuzun duvarının arkasından yoldan geçenlerin kafasına üfleyerek fırlatırdım. Nerden geldiğini anlamazlar etraflarına bakınırlardı. Ben de saklandığım yerden onlara bakıp gülerdim. Şimdi ise ne zaman karpuz yesem aklıma geliyor ve kendi kendime gülüyorum. Benimde olduğu gibi herkesin çocukluğunun mutlaka bir haylazlık yanı olmuştur herhalde.

Anıları bir tarafa bırakıp, Serinlemek için yediğimiz karpuzun insan sağlığındaki öneminden bahsetmek istiyorum. Karpuzun içinde bol miktarda bulunan laykopen dediğimiz maddenin vücudu kansere karşı koruduğu bilinmektedir.Ayrıca içerisinde su oranı çok fazla olduğundan tüketildiği zaman vücuttaki atık maddelerin daha çabuk dışarı atılmasını sağlıyor. Böylelikle kan basıncını dengelemeye yardımcı oluyor. Aynı zamanda içerisinde yüzde doksan beşi su olan meyvelerin en cüsselisi karpuz, kalorisi az olduğundan bir diyet meyvesidir. Bazı diyetisyenlerin bikini diyeti olarak adlandırdıkları karpuz ve peynir menüsünü yaza girmeden uygulamaya başlarız. Fakat bir başka diyetisyenlerin de böyle bir diyetin sağlıklı olmadığını savunup tekyönlü beslenme şekli olarak gördüğü aksine kilo aldırdığı yönündeki söylemleri de kafamızı karıştırmıştır. Bu da bir spekülasyon örneğidir.

Karpuzu sadece meyve olarak tüketmeyip dondurmasını ve buz karpuzu da yaparak değişik tatlarda deneyebilirsiniz. Kabuğundan reçel yapmak gibi

KARPUZ REÇELİ

Malzemeler

Küçük boy kalın kabuklu karpuz

1 kilo toz şeker

1 limon suyu

1paket vanilya

250ml su

Yapılışı:

Karpuz dilimlerinin kırmızı yerlerini ve dış yeşil kısmını bıçakla alın. Beyaz yerlerini küçük parçalara bölün 1saat bekletin. Bol su ile 8-10 kere yıkayın. Bir bardak su ile şekeri kaynatın. İyice süzülmüş karpuz kabuklarını ekleyerek koyulaşıncaya kadar kaynatın. Ateşten almadan 5 dakika önce limon suyunu ve indirirken vanilyayı ekleyin. Soğumaya bırakın. Cam kavanoza alın. Reçelimiz hazır.

Afiyet olsun

Çocukların yemeye bayıldıkları ve yapımı çok kolay olan

BUZ KARPUZ

Malzemeler (4 kişilik)

3 dilim karpuz

4 Kağıt bardak

4 Tahta dondurma çubuğu

Yapışkan bant

Yapılışı:

Karpuz dilimlerini kesip çekirdeklerini çıkarın. Bir kabın içinde çatal yardımıyla iyice ezin. Kağıt bardağın içine ezdiğiniz karpuzu koyun. Kağıt bardağın ağız kısmının ortasına bantı yapıştırın. Bantın tam ortasını belirleyin bu noktadan bantı yarısına kadar kesin. Bu kesik bölüme tahta dondurma çubuğu yerleştirin. Bardağı buzluğa koyun birkaç saat bekletin. Buz karpuzunuz iyice donduktan sonra kağıt bardaktan çıkararak sapından tutup yiyebilirsiniz.

Afiyet olsun

Yaşamdan detaylar

Sağlıklı yaşamın sırrı iyi bir uykudan geçiyor. İyi ve kaliteli bir uyku uyumak hem güzel görünmemize hem de kendimizi daha sağlıklı hissetmemize ama en önemlisi kilo almamamıza yardımcı oluyor. Yapılan araştırmalar neticesinde az ve kalitesiz uyku uyuyanlar ne kadar diyet yapsalar da kilo veremiyorlar. Her şeyden önemlisi, günlük yaşantımızda başarılı olmak daha çabuk yorulmamak ve sağlıklı olmak için iyi bir uyku şart. Dinlenmiş iyi bir uyku çekmiş olan kişiye göre az uyuyan kişi daha asabi oluyor ve daha çabuk yoruluyor.

Ayrıca vücudumuz geceler en etkili olan kendini yenileme sistemini devreye sokuyor. Hücreler geceleri, gün içinde olduğundan sekiz kat daha fazla çoğalıyor. Zarar görmüş hücreler ise hızlı bir şekilde kendini onarıyor. Kısacası cildimiz uykuda huzur buluyor ve yenileniyor. Onun için sabah iyi bir uykudan sonra ilk olarak aynaya baktığımız zaman cildimizi daha parlak ve kendimizi daha güzel buluruz.

Kaliteli ve rahat bir uyku için yapmamız gereken tek şey, özellikle uyku problemi olan kişiler, yatmadan 1. 5 saat önce mutfağa uğramak. Ilık bir sütün içine konulan bal gibi, bir avuç badem veya meyveler dünyasından elma, kayısı, kavun ve kasları gevşetip rahatlamaya yardımcı olan muz gibi kalori değeri 200 civarında olan sindirim sistemimizi yormadan bizlere mışıl mışıl bir uyku vaad eden bu besinlerden faydalanmak. Bu besinlerin en önemli ortak yanları sinirleri yatıştırıcı, stresten uzaklaştırıcı, özelliklere sahip olmalarıdır. Bunların yanında patates, yulaf unu papatya çayı, yoğurtun üzerine dökülmüş keten tohumu ve kepek ekmeği de bu özellikleri taşımaktadır.

Sıcak yaz mevsimlerinde yediğimiz besinlerde daha seçici olmalıyız. Özellikle akşam yemeklerini daha hafif geçirip kalorisi az meyve ağırlıklı tatlı ve dondurma ile tamamlarsak rahat bir uyku ve sağlığımız için doğru seçim yapmış oluruz. Güzel düşlerle süslü rüyalar diliyorum. Hafif bir tatlı tarifiyle de uykudan önceyi tatlandıralım diyorum.


MEYVELİ TART

Malzemeler:(6-8 kişilik)

Hamuru için:
3 su bardağı un
150 gr oda sıcaklığında margarin
1 tutam tuz
1 çorba kaşığı soğuk su
1 su bardağı nohut

İçi için:
1 paket çilek aromalı puding
Üç buçuk su bardağı süt

Üzerine:
1 paket çilek aromalı jöle
2 su bardağı kaynar su
1'er adet muz, kırmızı ve sarı elma
Yarım çay bardağı nar tanesi

Yapılışı:
23 cm'lik tart kalıbını yağlayıp kenara alın. Un, margarin, tuz ve suyu karıştırarak kulak memesi yumuşaklığında bir hamur hazırlayın. Merdane ile kalıbın büyüklüğünde açıp kalıba yerleştirin.
Kabarmasını önlemek için üzerini folyo ile kaplayıp nohut tanelerini yerleştirin. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında 15 dakika pişirin. Üzerindeki nohutları alıp 5 dakika daha pişirin.
Servis tabağına alarak soğumaya bırakın. Çilekli pudingi üzerindeki tarife göre hazırlayıp ılıdıktan sonra tarın üzerine dökün ve soğutun. Jöleyi de üzerindeki tarife göre hazırlayıp tarta dökün ve dilimlediğiniz meyveleri üzerine süsleyerek yerleştirin. Dolapta 1-2 saat bekleterek servis yapın.


Afiyet olsun

kayınvalidemin mutfağından: mahlepli simit

Simit ailesinin en lezzetlisi, bizim evin vazgeçilmez favorisi: Mahlepli simit. Çok lezzetli oluşunun yanı sıra çok da güzel kokar. Mübarek kandil günlerinin en kıymetlisi, yemesi sevap sayılan nimetidir. Bazı bölgelerde, kandil günlerinde oruç tutanlar simit ile oruçlarını açmayı gelenek haline getirmişlerdir. ” Simiti vazgeçilmez kılan nedir? ” diye çok düşündüm.
Bir tatlı kaşığı mahlebin büyüsünü keşfettim.

Lezzete lezzet katan bir bitki olan mahlep gülgiller ailesinin en faydalı olanıdır. İdris ağacının bir meyvesi olarak oluşur. Olgunlaştıkça esmerleşir. Bu ağacın dallarından ise tütün çubukları yapılmaktadır. Mahlep dediğimiz kıymetli baharat ise yumurta şeklinde olan kabuklu meyvenin içinden çıkmaktadır. Tohum gibi küçük olan bu meyvenin öğütülmesi sonucu baharata dönüşür.
En güzeli simit dünyasının bir parçası olur. Üstelik çokta faydalıdır. Kuvvet vericidir. İdrar ve balgam söktürücü özelliklere sahiptir.

Ülkemizin müstesna nimetlerinden olan mahlep; Tokat, Mardin, Niksar, Zile, Amasya ve Çorum da yetişmektedir. Bu yörelerin kadınları tandırda yaptıkları ekmeklere tat versin diye hamurlarına mahlep katmışlardır. Kokusuna ve lezzetine tanık oldukları gün ise mübarek kandil gününe denk gelmiştir. O günden sonra kandil günlerinde yemesi ve dağıtılması sevap sayılmış, adet haline getirilmiştir. Günümüz de bu gelenek sürdürülerek, kandil günlerinde helvanın yanında kandil simiti yapar ve dağıtırız. Bütün mutfak arkadaşlarıma sesleniyorum.
Lütfen geleneklerimize sahip çıkalım. Lezzet yüklü yemekleri kaşıklayalım. Ülkemizde yetişmekte olan lezzet çeşitliliğinin farkında değiliz. Kendi sofra değerlerimize sahip çıkmıyoruz. Dünya bizim lezzetlerimize hayran. Üstelik bu değerlerimize sahip çıkmaya kalkıyor. Lokum, baklava sadece gündemde olan değerlerimiz.

Ya unuttuklarımız?
Bize huzur ve manevi zevk veren değerlerimize lütfen sahip çıkalım çok geç kalmadan.

Kayınvalide’mden öğrendiğim ve oğlumla birlikte yapmaktan keyif aldığım mahlepli simiti denemenizi öneriyorum.

MAHLEPLİ SİMİT
Malzemeler:
1 su bardağı ılık su
1 tatlı kaşığı yaş maya
2 adet kesme şeker
1 su bardağı eritilmiş margarin
Yarım su bardağı sıvı yağ
1 tatlı kaşığı mahlep
1 tatlı kaşığı tuz
2 yumurta sarısı
Susam
Çörek otu
Alabildiği kadar un (Mutfağınızda en az 1kg un bulunsun)

Yapılışı:
Şeker ve maya bir kapta eritilir. Sıvı yağ ve eritilmiş margarine mahlep, tuz ve un ilave edilir. Kulak memesi kıvamına gelinceye kadar karışım yoğurulur. İstenilen yumuşaklık elde edildikten sonra 15-20 dakika dinlenmeye bırakılır. Dinlenmiş hamurdan parçalar koparılıp simit şekli verilir. Simitlerin büyüklerini istediğiniz gibi ayarlayabilrisiniz. Üzerine yumurta sarısı sürülür simitler, susam ve çörek otu serpilerek süslenir. Daha önce beş dakika kadar ısıtılan fırında 200 derecede 40 dakika kadar pişirilir.



Afiyet olsun...

Egzotik bir kaçamak

Hayal edin… Akşam işten çıktınız 19.00-20.00 suları eve gideceksiniz. Günün yorgunluğu, sıkıntısı, trafik keşmekeşi. Diliniz, damağınıza yapışmış. Pencereyi açmak kar etmez. Klima desen o da serinletmez. Buzdolabına yöneliriz. Canımız meyveli, şöyle serin bir şeyler çeker. Meyveli soda yok, onun tadı zaten bu susuzluğu kesmez. Kendimize ve sevdiklerimize buz gibi, lıkır lıkır içecekleri bir şeyler hazırlayalım mı? Egzotik kaçamaklar, bu gün yapalım türlü türlü kokteyler. Tom Cruise’un Kokteyl filmini anımsıyorum şimdi. Ah! Tropik bir ortamda içilen buzlu içecekler. O zaman evimizi çevirelim tropik bir ormana. Bunaltıcı yaz günlerinde içimizi ferahlatalım. İçecekleri güzelleştiren bardaklardır. Bardaklar iştahı artırır. İçeceği hazırlayana da ilham verir. Yeni bir masraf kapısı göründü demeyin. Bu yazı bir daha yaşamayacağız.

Sadece misafirlerle yaşamayın.. Hadi kendinize bir kokteyl hazırlayın.

KİVİLİ FROZEN



Malzemeler
Orta büyüklükte 2 adet soyulmuş kivi
1 avuç buz
1 top vanilyalı dondurma
1 çay bardağı su
İsteğe göre 4 cl tekila veya votka
Yapılışı
Soyulmuş kivileri, dondurma ve buzları, içine suyu da ekledikten sonra, mikser yardımıyla buzları fazla eritmeden karıştırın. Misafirlerinize ikram ederken tekila ve votka da koyabilirsiniz..

KARPUZLU FROZEN


Malzemeler
1 büyük dilim çekirdekleri ayıklanmış karpuz
1 avuç buz
1 top vanşlyalı dondurma
1 çorba kaşığı su
1-2 yaprak nane
Yapılışı
Karpuzların çekirdekleri ayıklanır. Dondurma ve buzları, içine çok az su ekledikten sonra, mikser yardımıyla buzları fazla eritmeden karıştırın. Suyu az koymamızın nedeni, karpuzun yeterince sulu olması. Karışımı bardağa aldıktan sonra üstüne nane yapraklarıyla süsleyebilirsiniz.

ÇİLEKLİ FROZEN


Malzemeler

Büyük boy 10 adet temizlenmiş çilek
1 avuç buz
2 top vanilyalı dondurma
1 çay bardağı su
Yapılışı
Yıkanıp ayıkladığımız çilekleri, dondurma ve buzları içine bir çay kaşığı suyu da ekleyip mikserle karıştıralım. Buzları fazla eritmeden, karıştırma işlemini tamamlayalım. İsteğe göre içine 1-2 çay kaşığı çilek reçeli de eklenebilir.

MOJİTO


Malzemeler
Yarım bardak gazoz veya soda
2 dilim limon
1-2 yaprak taze nane
1 çay kaşığı esmer şeker
Bolca talaş buz
4cl Bacardi
Yapılışı
Bir bardakta taze nane, limon ve semer şekeri güzelce ezin. Ardından bu karışımın içine ufalanmış buzları koyup, üzerine Bacardi ekleyin. Eğer tatlı seviyorsanız gazoz, daha buruk bir tat tercih ediyorsanız soda ekleyin.

SEX ON THE BEACH


Malzemeler
2cl Votka
2cl Tekila
2cl Archers veya şeftali suyu
1 bardak portakal suyu
3-4 parça buz
Kırmızı Monin kokteyl şurubu
Yapılışı
Tüm malzemeleri bir mikser veya blender yardımıyla iyice karıştırın. Burada önemli olan, malzemelerin soğuk olması. Elde ettiğimiz karışımı servis yapacağımız bardağın içine döktükten sonra renk vermesi için büyük marketlerde kolayca bulabileceğimiz kokteyl şurubuyla renklendirelim.

MUZLU MILKSHAKE


Malzemeler
2 top vanilyalı dondurma
1 su bardağı soğuk süt
1 muz
Bolca buz
Yapılışı
Muzlu sütten farklı olarak içine buz kattığımız bu içecek çocuklarımız için bir vitamin deposudur. Tatlandırmak için tercihinize göre içine bir çay kaşığı bal da ekleyebilirsiniz. Bir blender yardımıyla tüm malzemeleri karıştırın. Karışımın akışkan, köpüklü bir kıvam almasını sağlayın.

CAFE FRAPPE


Malzemeler
1 çorba kaşığı nescafe
1 su bardağı soğuk süt
1-2 çorba kaşığı toz şeker
7-8 adet buz
Yapılışı
Bir kavanozun içine nescafe, süt ve şekeri köpürene dek iyice çalkalayın. Ardından kavanozun kapağını açıp, içine buzları ekleyin ve biraz daha çalkalayın. Bu işlemin ardından bol köpüklü içeceğiniz hazır olacak. Çocuklarımıza kahve içirmek istemiyoruz. O zaman aynı işlemi kakao veya Nesquick ile de yapabiliriz.

AFİYET OLSUN!

Biraz mutluluk alır mısınız?


Misafirlerime mutluluk ikram ettim. Sizde alır mısınız? Mutluluk, bazen bir doruk kadar varılması güç . Bazen bir gelincik kadar ömrü kısa, bazen bir veda kadar soğuktur. Fakat hiçbir zaman bir ömür kadar uzun değildir. Uzun olmaya dursun. Hepimizin tek gayesi az da olsa mutluluğu yakalama

Mutluluğu yakalamak için arkasından koşarız kimi zaman, yakaladıktan sonra da elimizde tutmayı başaramadan kaybederiz. Daha da kötüsü mutluluğu yakaladığımızın farkına bile varamayız. Mutluluğu tanımlamak, mutluluğu yaşamak göreceli bir kavramdır. Farklılığı olmayan tek düşüncemiz ve temennilerimiz sevdiklerimizin mutluluğudur.

Mutluluk, bazen hoş bir sohbet, bazen de sevdiklerinle aynı havayı solumaktır. Mutluluk, bir annenin yavrusunu öptüğünde dünyadaki her şeyin anlamını yitirmesidir. Karanlık bir gecenin ardından güneşi kucaklamaktır. Mutluluk hayatımızın en çıkarsız varlıkları olan ve bir oyuncakla mutlu olan bir çocuğun çikolatası!

Oğlumun ilk mutluluğu olan çikolata!



Bir gün oğlum ile alışverişe çıkmıştım. Markette "bana mutluluk alır mısın?" dedi. Yanımızdaki bayan şaşkın gözlerle bize bakıyordu. Evet, oğlum benden mutluluk istiyordu. Oğluma mutluluk aldım. Mutluluğun bir çikolata olduğunu gören hanım efendi dudaklarını bükerek bir tebessüm gösterdi. Çikolataya mutluluk demesi ilginçti ama bir o kadar da gerçekti. Çünkü çikolata ona mutluluk veriyordu. Çikolata diyemiyordu ama mutluluk diyebiliyordu. Henüz 1,5 yaşında idi.


Bugün misafirlerim vardı. Hoş sohbetli, bol çeşitli sofranın ardından misafirlerime mutluluk ikram ettim.
Ağzımız tatlansın, sohbetimiz doyumsuz, mutluluk hep bizimle olsun diye.
Sizde biraz mutluluk alır mısınız? Mutluluğa göre karakter falımıza bakarak başlayalım mı işe önce..

ÇİKOLATAYA GÖRE KARAKTER
Yuvarlak çikolata sevenler: Cana yakın, arkadaş canlısı, görsel beğenilere önem verirler.
Oval çikolata sevenler: Esnek, toleranslı, yapıcı sosyal.
Kare çikolata sevenler: Sadık, dengeli, dürüst güven verici.
Dikdörtgen çikolata sevenler: Nerede durduğunu bilen yardım sever kişiler.
Spiral çikolata sevenler: Enerjik.
Üçgen çikolata sevenler: Diğer insanların düşüncelerini önemsemeyenler.
Baklava dilimi şeklinde çikolata sevenler: Paranın gücünü seven devamlı ilgi bekleyen kişiler.
Sütlü çikolata sevenler: Nostalji düşkünü kişiler.
Siyah çikolata sevenler: Hep ileriye bakan kişiler.
Beyaz çikolata sevenler: Kararsızlar.



Tabi bunla işin şakası. Hadi takın önlüklerinizi murfağa gidelim. Yiyelim güzelleşelim. Ne de olsa can boğazdan gelir. Bugün hep mululuk yemekleri yiyelim.

ÇİKOLATALI RULO PASTA
Malzemeler:
250 gr margarin
4 yumurta
1 su bardağı pudra şekeri
2.5 su bardağı un
1 su bardağı süt
1.5 çay kaşığı kabartma tozu
Yarım su bardağı vişne reçeli
Yarım su bardağı kırılmış iç Antep fıstığı

Çikolatalı Ganaj için:
Malzemeler:
150 gr bitter çikolata
60 ml krema


Hazırlanışı:
Margarini eritip ılıtın. Yumurta aklarını sarılarından ayırın. Margarin, pudra şekeri, yumurta sarıları, un, süt ve kabartma tozunu çırpın.
Yumurta aklarını kar gibi olana kadar çırpın. Margarinli karışıma ekleyin. Karışımı yağlanmış kalıba boşaltın. Önceden ısıtılmış 180 derece fırında30 dakika pişirin. Keki fırından alıp soğutun. Küçük parçalara ayırın. Vişne reçelini kek parçacıklarına ekleyip karıştırın.
Karışımı 20-20 cm boyutunda alüminyum folyonun üzerine alıp rulo hale getirin ve sıkıca sarın. Buzdolabında 1 saat bekletin. Çikolatayı küçük parçalara bölüp tencereye alın. Kremayı ekleyip tencereyi içi kaynar su dolu bir başka kabın üzerine yerleştirin. Karıştırarak eritin.
Ocaktan alıp ılıtın. Alüminyum folyoyu tatlının üzerinden dikkatlice çıkarın ve ızgara teli üzerine alın. Sosun yarısından fazlasını tatlının üzerine dökün. Katılaşması için buzdolabında 15 dakika bekletin. Kalan sosu tatlının üzerine dökün. Buzdolabında 10 dakika daha bekletin. Kırık fıstıkla süsleyip servis yapın.




Afiyet olsun!

Püüüüüüf Noktası..

ÇİKOLATADAN YAPRAK YAPIMI
Özellikle yaş pastaları süslemek için yaprak şeklinde çikolata yapabilirsiniz. Zehirli olmayan yaprakları yıkayın ve kurulayın. Kullanacağınız çikolatayı eritin. Küçük uçlu mutfak fırçası ile eritilmiş çikolatayı yaprakların ön yüzlerine sürün. Çikolatalı kısımları yukarı bakacak şekilde bir tepsiye dizin ve hepsini tamamladıktan sonra buzdolabında 1saat kadar katılaşması için bekletin. Sürenin sonunda yaprakları çikolatadan yavaşça çıkarın.

Ellerimin bana güç veren ellerine ihtiyacı var

Canım babama!

Ölmek yok olmak değildir.
Yok, olmamak için bir yerden başka bir yere gitmektir.

22 Ocak Salı sabahıydı, bir anda güneşin yeni bir güne küsüp aydınlanmamaya direnişini izliyordum. Daha ne olduğunu anlamaya çalışırken, akrep ve yelkovanın saat altının üzerinde hiç kıpırdamadan duruşunu fark ettim. O anda başucumda acı acı öten bir telefonun çalışıyla irkilip kendime geldim. Telefonun öbür ucundaki ağabeyimin bana verdiği haberi duyunca karabulutların üzerime çöküşünün altında büzülüp kaldım. Kocaman bir kaya yutmuş gibiydi bedenim. Yerinden oynatamıyordum. Kaldırılması imkansız bir ağırlık üstüme çullanmıştı.
İlk defa ne yapacağımı bilmiyordum. O anda kalbimin derinliklerinden gelen bir acının sancısıyla kıvranmaya başladım.
Sanki bedenimden bir parça kopmuş gibi derin bir acı hissettim.

Hiç geçmeyecek, asla kabuk bağlamayacak bir yaranın acısıydı bu
Gözlerimin içindeki yanan ışıkların sönüşüydü.
Soy ağacından bir yaprağın düşüşüydü bu!
Umutlarımın tükenip gözyaşlarım ile birlikte gözlerimden süzülüp yerle yeksan oluşuydu.
Bir anda her şeyin bitişi ve babasız bir hayatın başlangıcıydı bu!

Bilemezsin, anlayamazsın. Eğer yaşamadıysan bu acıyı.
Sadece tahmin etmeye çalışıyorsun. Babasızlar kervanına katılmadan önce bende bilmiyordum. Böylesine derin bir acının sonsuza dek kalbinde yer edinmesinin ne olduğunu.

Canım babacığım,
Senden sonra gözlerimin içindeki parlayan ışıklarımı söndürdüm.
Gidişinle hayatımın en hoyrat kışını yaşadım. Sensizliğin bana verdiği acıyı ocağın en soğuk günlerinde iliklerime kadar hissettim. Ellerinin ellerimin içindeki sıcaklığını sonsuza kadar alıp gittiğinde, bütün gücümü kaybettiğimi anladım. Daha o anda senden gelen sevginin eksiliğini hissettim.
Senden bana kalan her yaşadığımız an, zihnimden tüm benliğimi yoklayarak bir film gibi gözümün önünden geçmeye başladı.
Oysaki içimdeki umut tohumlarını yeşertmek için çok çaba harcadım. Seninle geçirdiğim son zamanlarımda, iki dudağın arasından çıkan her sözcüğün umutlarıma umut katması için dua ediyordum. Seni görmek için her geldiğimde, yatağında oturup beni bekliyormuşsun gibi hayal ederek geliyordum. Ama her geçen gün, umutlarım beni terk ediyordu.
Her sabah uyandığımda bu yaşadıklarımın bir rüya olduğuna inanmak istiyordum. Sanki hiç böyle bir şey yaşanmamış gibi.
Keşke her şey bir rüyadan ibaret olsaydı.

Son görüşmemizde, ellerimi ellerinin içine koyduğumda gözlerin kapalı iken bile yüzündeki o belli belirsiz gülümsemeyi fark ettim. Biliyordum benim sana gelişimi senin için dua edişimi sende hissediyordun. Ama Sadece kalp dilimizle konuşabiliyorduk

Benim babam: hani o nesli tükenmiş bir elin parmak sayısı kadar az insan topluluğundan biriydi. Hayatı boyunca onuruyla yaşadı. Kimseye boyun eğmedi. Kendi doğrularından kimseye ödün vermedi. Affetmemesi gereken insanları da asla affetmedi. İstemediği hiç bir şeyi yapmadı. Hayatı dolu dolu yaşamayı seven biriydi.
Sevdikleriyle bir arada olmaktan mutluluk duyan bir insandı.
Bizlere hep feleğin çemberinden çok defa geçtiğini anlatırdı.
Şimdi bende geçtim. Feleğin çemberinden. Her acının ardından olduğu gibi istemeden de olsa biraz daha büyüdüm.

Canım babacığım: Senden çok şey öğrendim. Hayatın ne olduğunu, kimin seninle ne zaman, niçin var olduğunu öğrendim. Öğrettiklerinin içinden bana bıraktığın en değerli mirasın ise onurlu yaşamak ve onurlu ölmek.

O kadar onurlu ve gururluydun ki son günlerinde böyle yaşamamak için bile acele ettin.
Zamansız gidişinle birçok şey anlamını yitirdi.
Güneş yeni bir güne doğmayı unuttu.
Sarıpapatyam dediğin küçük kızın sensiz bir daha hiç açmadı.
Senden sonra kimse saçlarını senin gibi okşamadı.
Hiç kimse senin gibi sarmadı ve kimse ellerini ısıtmadı.

Bu gün ebedi yaşama gidişinin, yani sensizliğimizin birinci yılı. Tam bir yıl önce seni dedemin koynuna verdim.
SENİ KORUSUN, SENİ BABA SEVGİSİYLE SARSIN DİYE!
Bütün dualarımı da senin koynuna verdim. Sonsuza dek seninle olsun diye!

Bugün, toprağına gözyaşlarımla ektiğim tohumlar filizlendi.
Karla örtülmüş toprağında kardelenler açtı.
Ama ben başka sevgilerde aradığım baba sevgisini bulamadım.
Senden gelen sevginin eksikliğini tamamlayamadım.
Sensizliğe daha alışamadım babam.
Halen sensizliği yaşamamak için sana ihtiyacım varken, senin hayatımızdan gidişinin yasını tutuyorum.


Bu gün yine sana geldim.
Baharın bütün çiçeklerini sana getirdim.
Ellerimi sana uzattım.
Belki tutarsın diye.
Soğuk topraklarını avuçladım.
Geldiğimi hissedersin diye.
Ama her sözüm karşılıksız, ellerim yine sensiz kaldı.

Ellerimin, bana güç veren ellerine ihtiyacı var.

Canım babacığım seni çok özledim.

Selülite karşı portakallı tatlı tarifi

Cama vuran yağmur tanelerinin sesini dinlerken, buğulu camların ardından dışarıyı seyredip kendimizi çoğu zaman düşler ülkesinde bulduğumuz kış mevsiminin son günlerindeyiz.

Sabah uyandığımızda ise sabaha kadar yağan karın bizlere yaptığı sürprizlerle uyanırız. Evlerin çatılarını ağaçları adeta kart postal görüntüsüyle kapladığı o yumuşak beyaz örtüyü seyretmeye doyamayız.

Hele bir de Ankara da kış mevsimini yaşamak daha bir güzel sanki.
Tunalı da gezmek,
Sokak başlarındaki kestaneciler den kestane almak.
Kuğulu parkta, Kuğulara simit atmak…
Güneşin mevsimin sıcaklığına göre aldığı bütün tonlarını sofralarımıza taşıyan dalton kardeşler. Bunlar portakal, mandalina, limon ve greyfurt.

Sıcak güneşli günleri özlediğimiz kış mevsiminde sofralarımızı ısıtırlar. Bunun için bu değerli besinlerin adını kış güneşi koydum. Besin bakımından tam bir c vitamini deposu olan turunçgiller ailesi hastalıklara karşı güçlü birer kalkan gibidirler. Kalp ve karaciğerin dostu olan c vitamini en çok bu familyada bulunmaktadır. Her daim tüketmemiz gereken bu besinlere özellikle kışın daha da ağırlık vermeliyiz. Çünkü vücudumuzun tek depolamadığı vitamin c vitaminidir.

Sağlığımızı korudukları, sofralarımızı ısıttıkları gibi, kek, kurabiye, tatlı ve zeytinyağlı yemek yapmak içinde kullandığımız bu turunçgiller mutfağımızın en önemli elemanlarıdır.


Bu dört kardeşlerden birisi olan portakalı evimizde, her yanına karanfil takıp kurdele ile bağlayıp dolaplarımıza asabiliriz. Böylelikle hem kıyafetlerimizi korumuş hem de güzel kokmasını sağlamış oluruz. En önemlisi de kabuğunu hafifçe kazıyıp elimizle sıktığımızda elimize bulaşan yağlı suyunu selilüt tedavisi için kullanabiliriz.


Bugün portakallı kereviz tatlısı yaptım. Hem lezzet versin hem de sağlık olsun diye. İşte tarifim şimdiden afiyet olsun.



PORTAKALLI KEREVİZ TATLISI


Malzemeler:
3 adet orta büyüklükte kereviz
1su bardağı portakal suyu
2 su bardağı toz şeker
Yarım limonun suyu
Yarım çay bardağı tarçın
Bir kase ceviz(iri dövülmüş)

Yapılışı:
Kerevizlerin kabuklarını soyup bir cm kalınlığında yuvarlak keselim.
Tozşekerden altı yemek kaşığı ayırıp kalanını bir su bardağı portakal suyuna ekleyip
Kaynatalım. Kerevizleri içine atıp limon suyunu üzerine gezdirelim. Yumuşayıncaya kadar pişirelim. Bir fırın kabına kerevizleri dizelim. Toz şeker, tarçın ve ceviz katıp üzerine gezdirelim. Fırının üstünü yakıp pembeleşinceye kadar kızartalım. Soğuduktan sonra servis yapalım.

Afiyet olsun..


Portakalı soydum
Başucuma koydum.
Ben bir yalan uydurdum.
Duma duma dum.
Kırmızı mum.
Tarifler arasından portakallı kerevizli tatlısı çıktı.
Çocukluğumuzun ebe seçmecesin de en çok söylediğimiz tekerlemeden esinlendim.